Samsun KAPALI 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

GÜVENDE MİYİZ?

Son dönemde “Ailemiz Güvende” adı altında yürütülen operasyonlar ve LGBTİ+ derneklerine yönelik baskın haberleri, ister istemez hepimize aynı soruyu sorduruyor:

Gerçekten güvende miyiz?

Ülke genelinde LGBTİ+ derneklerine ve bazı işletmelere yönelik operasyonlarda dernek üyeleri ve işletme sahipleri gözaltına alındı; bazı kişiler tutuklanırken bazıları adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Bu operasyonların ardından toplumda öyle bir algı oluşturuldu ki, LGBTİ+ bireyleri adeta toplumun güvenliği için bir tehditmiş gibi gösterilmeye başlandı.

Oysa burada tartışılması gereken çok daha temel bir mesele var.

Yetişkin insanların cinsel yönelimleri ve özel hayatları üzerinden suçlu ya da tehlikeli ilan edilmesi, hukuk devleti ve bireysel özgürlükler açısından ciddi biçimde sorgulanmalıdır. LGBTİ+ derneklerinin temel taleplerinden biri de yetişkin bireylerin haklarının korunması, ayrımcılığa uğramaması ve kendi yaşamlarıyla ilgili söz sahibi olabilmeleridir.

Bir insanın cinsel yönelimi, onu suçlu yapmaz.

İnsanların özel hayatlarına müdahale etmek yerine asıl bakmamız gereken yer, toplumun gerçekten karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarıdır.

Ahmet Minguzzi’nin öldürülmesi…

Kadın cinayetleri…

Çocukların ve gençlerin akran şiddeti nedeniyle hayatlarını kaybetmesi…

Çocuklara yönelik cinsel istismar iddiaları ve davaları…

Kuran kursları, tarikat ve cemaat yapılanmaları ya da farklı kurumlarda gündeme gelen taciz ve istismar dosyaları…

Ve bazı olaylarda getirilen yayın kısıtlamaları…

Bütün bunlar ortadayken insan ister istemez soruyor:

Biz gerçekten güvende miyiz?

Gülistan Doku dosyası hâlâ toplumun hafızasında. Rojin Kabaiş’in ölümüyle ilgili soru işaretleri kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Rabia Naz Vatan dosyası yıllardır vicdanlarda kapanmış değil. Sinan Ateş cinayeti, beraberinde çok ciddi tartışmalar getirdi. Gazeteci Özbek’in ölümü, bir milletvekilinin evinde çalışan kişinin şüpheli ölümü gibi kamuoyunun yakından takip ettiği birçok olayda da cevap bekleyen sorular bulunuyor.

Bunların her biri farklı olaylar. Ancak hepsinin ortak noktası, toplumun adalete, şeffaflığa ve güvenliğe duyduğu ihtiyacın giderek büyümesi.

Bir başka büyük sorun ise uyuşturucu.

Cezaevlerinde uyuşturucu ve uyuşturucu bağlantılı suçlar nedeniyle bulunan hükümlü ve tutukluların oranı, uyuşturucuyla mücadelenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Son yıllarda tonlarca uyuşturucu madde ele geçirildiği açıklanıyor.

Peki ele geçirilenler yalnızca yakalananlar.

Ya piyasaya sürülenler?

Gençlerimizin uyuşturucuya erişiminin bu kadar kolaylaştığı bir ortamda, asıl mücadele edilmesi gereken alanlardan biri burası değil mi?

Kamu kurumlarında çalışanlara yönelik uyuşturucu testi iddiaları da zaman zaman gündeme geliyor. Eğer bu iddialar doğruysa, mesele yalnızca birkaç kişinin davranışı olmaktan çıkar ve kamu kurumlarının denetimi açısından ciddi bir soruna dönüşür.

İşte tam da bu nedenle soruyorum:

GÜVENDE MİYİZ?

Bir yetişkinin kimi sevdiğini, nasıl yaşadığını ya da hangi cinsel yönelime sahip olduğunu tartışırken; sokaklarda işlenen cinayetleri, kadın cinayetlerini, çocukların uğradığı şiddeti, uyuşturucuyu, istismarı ve yıllardır cevap bekleyen cinayet dosyalarını görmezden gelebilir miyiz?

Bırakın insanların cinsel yönelimini.

Devletin görevi insanların özel hayatını denetlemek değil; canını, malını, özgürlüğünü ve hukuk önündeki eşitliğini korumaktır.

Bir insanın farklı olması onu suçlu yapmaz.

Bir insanın LGBTİ+ olması onu terörist yapmaz.

Bir insanın farklı yaşaması, başkasının hakkına saldırmadığı sürece, onun temel haklarını ortadan kaldırmaz.

Asıl mesele insanların kim olduğu değil, hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.

Çünkü güvenlik yalnızca operasyon yapmak değildir.

Güvenlik; çocuğun okuldan evine sağ salim dönebilmesidir.

Kadının sokakta korkmadan yürüyebilmesidir.

Gençlerin uyuşturucu batağına sürüklenmemesidir.

Bir vatandaşın adalet ararken karşısında güçlü ve şeffaf bir hukuk sistemi bulabilmesidir.

Ve en önemlisi…

Devletin, insanların özel hayatına değil; onların can güvenliğine sahip çıkmasıdır.

Bugün bütün bunları bir kenara bırakıp sadece LGBTİ+ bireyleri konuşuyorsak, belki de asıl soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

GÜVENDE MİYİZ?

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

SOKAKTA DEHŞET! TANIMADIĞI KADINI BIÇAKLADI: DALAĞI ALINDI

HIZLI YORUM YAP