Geçmişte sosyal medya da yaptığı yorumlarla kendi partisini açık açık eleştirmekten çekinmeyen ve parti içinde büyük tepki gören Musa Uzunkaya yine çok konuşulacak ifadeler kullandı.
Milli görüş kimliğiyle bilinen eski AKP Samsun Milletvekili Musa Uzunkaya Samsun Kent Haber de yayınlanan köşe yazısında eski partisinde haksız kazanç sağlayanlara verdi veriştirdi.
‘Batarsak beraber batacağız’ diyen Uzunkaya ‘Yine iktidar ve muhalefet fark etmez, haksız kazançla, haram mal biriktirmelerle servet edinenler de bilsin ki, bir ciddi ekonomik krizde ellerindeki mallar asla ellerinde kalıcı bir servet olamayabilir’ ifadelerini kullandı…
İŞTE O YAZI
Dünyada son 150 yıl içinde meydana gelen ekonomik krizler ve Türkiye!
Dünya genelinde son 150 yıl içerisinde, 14 tane ciddi ekonomik kriz meydana gelmiştir. Bu ekonomik krizler- resesyon dünya ekonomisinin yüzde 6.2 küçülmesine vesile olmuştur.
Bu küçülme ölçek ve tarihleri şöyle sıralanabilir;
En son İsrail ABD ittifakı’nın İran üzerindeki saldırı ve sonrası dünya ekonomisindeki, ciddi olumsuzlukların henüz sonucu belirlemez tarzda gelişen olumsuzlukları.
Tüm bunlar dünya ekonomisine dolayısıyla da, Türk ekonomisini de çok olumsuz bir şekilde etkilemekte zayıf, az gelişen ve gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş, dünyayı sömüren ülkeler arasındaki, ekonomik rekabetin zayıflar aleyhindeki ciddi olumsuz yansımaları.
İşte tüm bütün bunlar dünyayı ve tabiatıyla, bizi de çok ciddi manada etkilemekte, ekonomimizin daralmasına ve ülkenin kalkınmasına menfi anlamda etki etmektedir. Tüm bu tarihi seyir içerisinde Osmanlının son döneminde yaşananlar bir tarafa, Cumhuriyet döneminde, 1929 yılından itibaren çok ciddi ekonomik kırılmalar ve sıkıntılar yaşanmıştır.
1929 Türkiye’nin en ciddi ekonomik krize girdiği dönemdir. Bundan sonra sırasıyla; 1946, 1958, 1960, 1974, 1980, 1982, 1990, 1994, 2000, 2001, 2008, 2015, 2018 ve 2020 ve sonrası yaşanan tüm sıcak olaylar, Türk ekonomisinin daralmasına ciddi olumsuz etki yapan faktörler olmuştur.
1946 yılında ikinci Cihan Harbi’nin ülkemize olumsuz yansımaları, vatandaşımızın ciddi kıtlık ve sıkıntıya maruz kalmasına sebep olmuştur.
1958, Doğu-Batı Bloku ve iç kavgalar, bize de olumsuz olarak yansımış Varşova ve NATO paktı arasındaki ihtilaflar, bizi de olumsuz olarak etkilemiştir.
1960 darbesi, hem siyasi çalkantılara hem de ekonomik çöküşe zemin hazırlamış, zaten kırılgan olan Türk ekonomisini rahmetlik Menderes, on yıllık mücadelesiyle restore etmeye çalışılırken, bedelini kendi ve iki bakanının hayatıyla ödediği sonuçla, bir anda yer ile yeksan edilmiştir.
Keza, 1974 petrol krizi tüm dünyayı olduğu gibi, bizi de yakından ilgilendirmiş, Kıbrıs Barış Harekatı’nın ekonomimize ve uluslararası ilişkilerde, Türk siyaset üzerine olumsuz etkileri söz konusu olmuştur.
1980, 12 Eylül askeri darbesine gelince, ülkemizi her anlamda adeta yüzyıl geriye götüren bir felaketin kapısını aralamış, gerek ülke demokrasisi gerekse ülke ekonomisi çok ama çok büyük yara almıştır.
1982 yılında ise, demokrasi restorasyonu çerçevesinde kısmi toparlanma söz konusu olurken, araya hiç beklenmedik bir bankerler kriziyle karşı karşıya kalınmıştır.
1990 ABD’nin başlattığı Körfez hareketi, hem ülkemiz hem de bölgemizde çok büyük ekonomik, siyasal ve sosyal yaralar açmış ve ülkemiz zarar görmüştür.
1994, 24 Ocak kararlarıyla hiper enflasyon ve korkunç ekonomik sarsıntı yaşanmıştır.
2000 yılında dış borçlar karşısında, ekonomimiz çaresiz hale getirilmiş, 28 Şubat postmodern darbesinin- 1997 her alandaki olumsuz yansıması 2001 yılında felakete dönüşmüştür.
Keza 2001 yılı şubatında kara Çarşamba diye adlandırılan, o günkü cumhurbaşkanı sayın Ahmet Necdet Sezer’in, ülkenin başbakanı Sayın Ecevit’in üzerine fırlattığı anayasa kitapçığı, MGK toplantısını ve sonucunu krize çevirmiş gecelik faiz yüzde 7500’lere fırlamıştır.
Bütün bunlara rağmen, Türkiye’deki istikrarlı iktidarın varlığı, 2008 yılı dünya ekonomik krizinde, o günki Başbakan, bugünün Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tabiriyle ülkemizi teğet geçmiştir.
2012, MİT tırları krizi ve arkasından gelen tüm FETO kalkışmaları sonucu 15 Temmuz darbesinin, karşı darbeyle önlenmesi sonucu, çok büyük bir sıkıntı yaşanmamış olsa da, hem Türkiye ekonomisi hem de Türk siyaseti bu süreçte de ciddi yaralar almıştır.
Rusya Ukrayna Savaşı, İsrail ve İran arasındaki son savaşla, iki yılı aşkındır kesintisiz Gazze saldırıları sonucu, hem coğrafyamız hem de ülkemiz ciddi yaralar almıştır.
23.11.2021 tarihinde ise, son uluslararası ekonomik ve siyasi savaş sonucu Türk parası bir günde yüzde 13 oranında değer kaybına uğramış, dolar 13.46-TL’ye ulaşmıştır.
Keza ardından 18.12.2021 günü ise yüzde 8 değer kaybıyla, dolar; 16.70 TL’ye ulaşmıştır.
Bunlar Türk ekonomisi üzerindeki krizlerin, istikrarı sağlayan bir iktidara rağmen, önüne geçilemeyen uluslararası felaketlerin ve tabi afetlerin, 6 Şubat 2023 bir bölgeyi yerle bir eden deprem ve sari Covid hastalığının getirdiği olumsuz etkilerin, Türk ekonomisi üzerindeki ağır baskı ve yansımaları olarak tezahür üretmiştir.
Şimdi tüm bunları görmezden gelerek, çoğu bizim elimizde olmayan nedenlerle yaşanan bu felaketlerde, Türk ekonomisinin lokomotifini yöneten makinistleri doğrudan suçlamak ciddi bir merhametsizlik olur. Elbette alınan tedbirler arasında daha olumlu, daha hayırlı sonuç verebilecek adımlar atılabilir kanaatiyle farklı görüşler serd edilebilir.
Ancak işin üzücü tarafı şudur, iktidara aday olduğu iddia edilen ve bugün ahlaksızlıklarla yerlerde sürünen, ana muhalefet partisinin Türkiye ve Dünya gerçekleri karşısında tek olumlu, Sadre Şifa ekonomik bir önerisi olmamıştır ve olmasını beklemek de imkansızdır. Çünkü onlar ekonomiyi, ülke ekonomisi olarak değil, ele geçirdikleri belediyeler ve yerel imkanlar ne ise, onları çarçur ederek kendi çıkar ve menfaatleri uğruna ciddi yolsuzluklar girdabına yerel idarelerin imkanlarını heba etmişler ve milletin umudunu yer ile yeksan etmişlerdir.
Böyle bir yapıdan şifa beklemek, akrepten şifa ummak gibi, zehirden deva beklemek gibi bir şeydir. Bunun için, yaşanan son ekonomik ulusal ve uluslararası kriz ve sıkıntıların, iktidar ve muhalefet, sosyal bilinci, ekonomist, üniversitelerdeki akademisyenler dahil her bilgi ve ilgi sahibi olan vatansever insanın katkı sağlama mecburiyeti vardır.
Biz hepimiz, aynı gemideyiz batarsak beraber batacağız. Yine iktidar ve muhalefet fark etmez, haksız kazançla, haram mal biriktirmelerle servet edinenler de bilsin ki, bir ciddi ekonomik krizde ellerindeki mallar asla ellerinde kalıcı bir servet olamayabilir. Halkımızın meşhur bir deyimi vardır; Aç köpek fırın yıkar!
Herkes aklını başına almalı, ekonomik dengesizliklere sebep olan, ister resmi ister gayriresmi, ister meşru ister gayrimeşru kazanç şeklinde olsun, toplumsal dengesizliğe ve insanların duygularını servet düşmanlığına çevirecek her tavır. bedelini ağır ödemek durumunda kalır.
Bu anlamda ülkeyi yönetenlerin basiretle ve ferasetle olayları masaya yatırması, sosyal bunalıma zemin hazırlamadan, sınıflandırmayı sevmemekle beraber ekonomik farklılıkların ortaya koyduğu, sınıfsal ayrımın makasını daha fazla açtırmadan tüm çareleri ve tedbirleri hep beraber almalıdırlar.
Dünya genel anlamda bir diken üzerinde durmakta, en küçük bir kıvılcımın nelere mal olacağını hesap edemeyecek, tek kutuplu dünyanın başındaki zalimin ölçüsüz tavırlarının bugün yaşanan ekonomik buhranlardaki etkisinin ne olabileceğini de bizim gibi ülkeler dikkatle değerlendirmek zorundadır.
Türk ekonomisindeki kırılganlığı bilen, ekonomi kurmayları çok daha akılcı, bilimsel ve dengeli bir ekonominin tesisi sadedinde alınması, gereken tüm tedbirleri zamanı geçmeden behemehal almalıdır.
23 Nisan TBMM’nin açılışının 106. yıl dönümünde önemine binayen Aziz okuyucularıma arz ettiğim bu makalemin dikkate alınmasını umuyorum. Aziz ve Gazi meclisin bugüne kadar ülke hayrına hizmet eden tüm mensuplarının ölenlere rahmet, hayatta olanlarına da sağlık sıhhat afiyet diliyorum. Selam ve dualarımla..
Kaynak: Samsun Kent haber
SAMSUN’lu BİLİM ADAMI TRT BELGESEL DE…